Blogger tarafından desteklenmektedir.
RSS

AVENGED SEVENFOLD : Kralı Selamlayın!

Çoğu takipçisinin de bildiği gibi Avenged Sevenfold 27 ağustos 2013 tarihinde altıncı albümü olan Hail to the King’i yayımladı.  Kendi adıma rahatlıkla söyleyebilirim ki her ne kadar grup havasını yavaşça değiştiriyor olsa da bu değişim kesinlikle beni tatmin etti.
      

Şu anda albümün 2 şarkısına klip çekildi; Hail to the King ve Shepherd of Fire. Bir fangirl olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki 3 numara saçlı metalci “çocuk” Matt bana daha samimi geliyordu, saçlarını önce küt olana kadar uzatmasını sonra mohawk yapmasını kınıyorum.
   
Shepherd of Fire ile ilgili aklımda canlanan ilk düşünce şarkının adının ironik olduğuydu, aklımda canlanan imge insanları aleve doğru güden bir güçtü. Şarkının yazılışıyla ilgili yapılan söyleşide gitarist Synyster Gates “Fikrimiz düzenlemenin kabilesel hatta ilkel davullarla betimlenmiş hissi uyandırmasıydı. Neredeyse cehennemden yankılanıyormuş gibi oldu” yorumunu yaparken Matt Shadows “ Eğer sadece müziği dinlerseniz, cehennemden aşağı gidiyormuşsunuz gibi hissettiriyor, rifflerden çanlar çalana, klaksona ve davul ritmine kadarsa aşağıya çekiliyormuşsunuz gibi.”
             

Albümle ilgili dikkat çeken bir diğer nokta ise diğer albümlerden daha fazla riff ve balad içeriyor olması. Şarkılar çok farklı duygulara vurgu yapabiliyor, bir şarkıda cehennemin sıcaklığını kemiklerinizde hissedebilirken diğer şarkıda savaşı kaybettiğinizi ama sevdiğiniz insanlarla yola devam etmeniz gerektiğini hissediyorsunuz. Şarkıların hikayelerinin içinde kaybolup gitmek hiç zor değil, albüm için tanımım “Alice in Madnessland” olur sanırım.
                             

Albüm Rev ‘in ölümünden sonra yayınladıkları ikinci çalışmalarıydı ki grubun artık bittiği yönünde yorum yapanlara bu albüm en iyi cevap niteliğinde oldu: dağılmadık, devam ediyoruz.  Bateride karşımıza 2011 yılında turlarında onlarla birlikte olan Arin Ilejay  çıkıyor, bu sefer resmi üye olarak.


Albümün başarıları
Metacriticè70/100
About.com è4/5 yıldız
Allmusicè2.5/5 yıldız
Alternative Pressè4/5 yıldız
Artistdirectè5/5 yıldız
Exclaim! è4/10
The Guardianè4/5 yıldız
Billboard 200è1 numara
                               

Albüm olumlu tepkilerin yanında bir çok tepki de aldı. Eleştirmenlerden bazıları  albümü “cover” albümü olarak nitelendirip Metallica, Megadeth, Guns N' Roses ile benzerliğine vurgu yaptılar. Hatta işi şakaya vurmaya başladılar. Grubun solisti olan Matt Shadows bunun üzerine “Bunu bir şaka gibi okuyun, eğer bu bir şakaysa ileriye gittiler” dedi.




Son olarak albüm parça listesini yayımlayıp, sizlere şimdilik veda ediyorum.
1.            "Shepherd of Fire"        
2.            "Hail to the King"            
3.            "Doing Time"    
4.            "This Means War"          
5.            "Requiem"        
6.            "Crimson Day"                 
7.            "Heretic"            
8.            "Coming Home"             
9.            "Planets"           

10.          "Acid Rain"  

Satın almak için : Amazon
                         i-tunes

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

POP MÜZİKTE TAHTA YENİ BİR ADAY: LORDE

Merhaba sevgili müzikseverler! İlk yazımla karşınızdayım. Başlangıcı, önce önyargıya kapılıp hakkında “Her yerde şarkıları çalıyor. Bu kadar popüler olduğuna göre, iç sesini duyurmaya değil; topluma hitap etmeye uğraşıyordur.” diye yorum yaptığım; fakat aldığı hatrı sayılır değerde ödülden sonra gururumu ayaklarımın altına alıp albümünü baştan aşağı dinlediğim, akranım Lorde ile yapıyorum.


LORDE KİMDİR?

Lorde, ’96 Yeni Zelanda doğumlu müzisyen Ella Maria Lani Yelich-O'Connor'ın sahne adı. Kendisi bu adı kullanmasıyla ilgili bir gazeteye verdiği demeçte şöyle diyor:

“Adım Ella, arkadaşlarımla takılırken bunu kullanıyorum; fakat sahnedeyken Lorde’um. Lorde, yalnızca bir karakter. Bir sahne adı ararken “Lord”un çok doğal ve maskülen olduğunu düşündüm; çünkü küçüklüğümden bu yana kraliyete ve aristokrasiye meraklıyım.  Fakat Lord’u daha feminen yapmak istedim ve bu yüzden sonuna bir “e” ekledim. Bazıları bunun dindarca olduğunu düşünebilir ama kesinlikle öyle değil.”

Ödüllü bir şairin kızı olmasının getirdiği avantajla edebiyat ve tiyatroya küçüklüğünden bu yana ilgi duyan Lorde’u, tiyatroda farklı karakterlere bürünmek çok etkiledi. Bir arkadaşıyla katıldığı yetenek yarışmasını kazanmasının ardından, yaptığı cover kayıtları çeşitli yetenek avcılarına gönderildi ve sonunda, 13 yaşındayken Universal Music ile plak sözleşmesi imzaladı. Universal Music yetkililerinden biri o zamanlar hakkında şöyle diyor:

“Önce kendi sözlerini yazması gerektiğinin farkındaydı; fakat işin kalan kısmında yardıma ihtiyacı olacağını da biliyordu.”



Böylece Lorde, 13-14 yaşlarında gitar çalarak kendi şarkılarını yapmaya başladı. 



İlk EP’si “The Love Club” soundcloud üzerinden bedava satışa sunuldu. Lorde, albümün neden bedava satıldığıyla ilgili şu şekilde açıklama yaptı:

“EP’mi bedava satışa sunmak istedim; çünkü gençtim ve kredi kartım yoktu –yani 16 yaşında kimin kredi kartı olur ki?- Bu yüzden benim yaşımdakilerin bundan hoşnut olacağını düşündüm.”

Menajeri Maclachian ise:

“Müziği çok güçlüydü, biz de ‘haydi şunu yayımlayalım ve parayı sonra düşünelim’ dedik. Fakat 60.000 bedava indirmeden sonra plak şirketi bunu yapmayı bırakmamız gerektiğini söyledi.” dedi.

EP’de “Royals” dahil 5 şarkı vardı. Royals, single olarak yayımlandıktan sonra yalnızca 1 hafta içinde Amerika’da 85.000 kopya sattı. Şarkı, Alternatif ve Rock listelerinin yanı sıra, Amerika Billboard 100 listesinde de 1. sıraya yerleşti ve 9 hafta yerini kimseye kaptırmadı. Böylece Lorde, Amerika 100 listesinde Yeni Zelanda’dan gelip 1. olan ilk sanatçı oldu. Royals, Lorde’a ayrıca “yılın şarkısı” ve “en iyi pop solo performans” olmak üzere 2 de Grammy kazandırdı.


 İlk EP’nin getirdiği başarının ardından Lorde, hız kesmeden ikinci EP’si “Tennis Court”u yayımladı. Aynı şekilde ses getiren bu ikinci EP’nin peşinden, ilk albümü “Pure Heroine”i bir nevi artık yayımlamak zorunda kaldı; çünkü insanlar ondan daha fazla şarkı bekliyordu.





“Pure Heroine” albümüyle çeşitli ödüllere layık görülen Lorde, albümün oldukça sade bir müzik altyapısına sahip olmasının sebebini şöyle açıklıyor:

“Artık enstrüman çalmıyorum, bu yüzden dikkati çeken müzik değil sesim olmalı. Sesimi kullanış şeklim çok önemli.”

Şunu da eklemeden geçmek olmaz; Lorde, albümü hazırlama sürecinde “Pure Heroine” ile ilgili:

“Amacım, birbiriyle uyumlu parçalardan bir bütün yaratıp gurur duyacağım bir iş çıkarmak. Son zamanlarda çoğu sanatçının albümündeki şarkıların birbiriyle uyum içinde olmadığını düşünüyorum, bence tüm parçalar bir bütün olarak bir anlam ifade etmeli. Eğer böyle bir albüm yapabilirsem kendimi başarılı hissederim.”demişti.

Bir dinleyici olarak Lorde’un kesinlikle amacına ulaştığını söyleyebilirim; çünkü sözler birbiriyle tıpkı puzzle parçaları gibi uyuyor ve birbirini tamamlıyor. Süslemelere ya da kafiye yaratmak için yapılan gereksiz eklemelere başvurulmamış. Genel olarak doğup büyüdüğü yerden, Yeni Zelanda’dan esintiler var. Orada edindiği deneyimler, bir genç olarak yetişkinliğe geçiş döneminin yarattığı karışıklıklar ve büyüdükçe insanların gerçek yüzlerini idrak etmeye başlamak… 13 yaşından 17 yaşına kadar yaşadığı her şeye bu albümün içinde yer verilmiş. Günümüz pop müziğinin gelmiş olduğu bu vahim durumda Lorde gibi bir sanatçının ortaya çıkması kesinlikle mutluluk verici bence, insana “gençlik daha ölmemiş” dedirtiyor. Tabii Lorde için böyle düşünen tek kişi ben değilim; Lorde, David Bowie ve Dave Grohl gibi artık “efsaneleşmiş” müzisyenlerden de tam puan aldı:


Dave Grohl: “Onda Nirvana’yı andıran bir şey var. Önünde hem yazar, hem sanatçı, hem de vokalist olarak harika bir geleceği var.”


David Bowie: “Lorde, geleceğimiz.”

İşte tüm bunlar göz önüne alındığında Lorde, çıktığı bu yeni ve uzun görünen yolda adımlarını gittikçe sağlamlaştıracak gibi duruyor. Geç kalmadan ona bir kulak verin derim. 

Satın almak için:i-tunes
                        amazon

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

Katkıda bulunanlar